Öykü
Emrah Yolcu – Köksal’ın Okuldan Alındıktan Sonraki İlk İş Günü
Saat yedi. Alarm çalmıştı. Uyanıp elimi yüzümü yıkamış, ardından kıyafetlerimi giymiştim. Anneler çocuklarını öpüp uğurluyordur şimdi.
Saat sekiz. Abimin tembihlediği gibi, “Günaydın,” diye bağırmıştım kapıdan girer girmez. Kimseden bir karşılık gelmemişti. Ustabaşı elime faraşla küreği tutuşturdu. Mesai başlamadan yerleri süpürmeliydim. Marş okuyup içeri giriyorlardır şimdi.
Saat dokuz. Biten solüsyon tenekesini yenisiyle değiştirmek için depoya götürüyorum. İçimi bayıltıyordu bu koku. Bali kadar keskin değildi ama ondan daha fazla rahatsız ediyor beni. Açtıkları çantalardan nasıl güzel kokularla çıkaracaklar silgileri, kalemleri, defterleri şimdi.
Saat on. Elimde birkaç poşetle dönüyorum fabrikaya. Çay saatinden önce poğaça, börek almak için tuttuğum liste ve para üstleriyle. Renkli kaplardan çıkardıkları yiyeceklerle beslenme saatindelerdir şimdi.
Saat on buçuk. Malzemeciden alınacaklar için bir liste ve el arabası… Yanıma da Alican’ı verdiler. Daha doğrusu beni onun yanına… Tecrübeli benden. Ama dilimizi zar zor konuşuyor, anlaşamıyoruz pek. Adı da Alican değilmiş zaten, benzetip o adı vermiş buradakiler. Tıka basa dolu bu yük taşıma arabasıyla nasıl ineceğiz şimdi bu yokuşu? Her yanı açık ve dik, taşımak sorun değil de yokuş aşağı kontrol etmesi çok zor. Bizi de beraberinde sürüklüyor her defasında. Bir işi kaç işçinin yapabileceğini soran problemleri çözüyorlardır şimdi.
Saat on bir. Haftalığımı alır almaz pazara gidecekmişiz. Cumartesiden cumartesiye süslenecek buzdolabımızın içi. Elma, domates, portakal, lahana, ıspanak, mandalina, belki birkaç muz. Buzdolaplarının dışını süsleyen resimler yapıyorlardır onlar şimdi, güneş, ağaçlar, çocuklar ve mavi bir dere.
Saat on iki. Kuponları yatırmaya gidiyorum. Yanımda Alican. Koşular başlamadan önce… Saraççıya uğrayacaktım sonrasında. “Bak, bu kim?”
dedi saraççı, elimdeki kuponları görünce. Yüksel’miş adı. Yarışları sunan bilindik biriymiş. Beden dersinde maç yapıyorlardır şimdi.
Saat bir. Yemek paydosu. Usta başıyla göz göze geliyoruz, saatine bakıyor. Birkaç dakika var daha, diyor. Gülbahar, kiminle bakışıyordur şimdi?
Saat iki. Merter, ışıklardayım, omuzumda deri ruloları. Servisteki öğrenciler bana bakıyor, bir ses duyuyorum zar zor. “Köksaaaal!” Öğretmenim fark etmiş midir artık gitmeyeceğimi.