Connect with us

İnceleme

Tarık Şimşek – Gönül Ocak’ın Öykülerinde Sinematik Evren ve Distopik Bıçaksırtı

Gönül Ocak’ın “Dünü Geleceği Yok” adlı öykü kitabı Metinlerarası Kitap’tan Kasım 2024’te çıktı.

2005 yılından beri edebiyatla ilgilenen Ocak, aynı zamanda heykel çalışmaları ve sergileri ile biliniyor. Öyküleri daha önce birçok dergide yayımlanan Eczacılık Fakültesi mezunu Ocak’ın mesleki etkisini öykülerinde, farmakolojik bilgilerle görmek mümkün.

“Dünün Geleceği Yok” 8 uzun öyküden oluşan bir kitap. Bu kitaba adını veren, içerideki öykülerden biri. Dün ile geleceğin karıştığı, yok ile varın sanrısının bir arada olduğu bu harika başlık ile Ocak, okuru henüz kitaba girerken sarsmayı başarıyor.

Gönül Ocak; bilimkurgu, fantastik ve distopik – bazen ütopik – dünyalar kurarak okuru bilmediği, belki de yakın gelecekte karşılaşabileceği mekanlara, anlara, enerjilere götürüyor “Dünün Geleceği Yok”ta.

Kitaptaki öykülerin düşündürdüğü yegâne kelime: Sinematik. Her bir öykü sanki bir film anlatıcısı. Özellikle 1984 yapımı Ridley Scott’ın başyapıtı, Philip K. Dick “Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?” kitabından uyarlama “Blade Runner – Bıçak Sırtı” filminin, noir esintisi, karanlık, gotik ve robotik dünyasının sızıntıları öykülere yansımış gibi. Filmde geçen “Hayatta kaşınan yere ulaşamadığın kaşıntı kadar kötü ne gelebilir ki başına?” repliği, Ocak’ın öykü karakterleri için de söylenebilir. Kaşıyacak yerlere ulaşamayan, gelecekleri, bir algıları olmayan, kendi sesinin yankısından başka bir şey duymayan, paralel sinematik evrende karşılaşan öykü ve film karakterleri… Rick Deckard’ın (filmdeki astreoit robot ya da insan) yakalamaya çalıştığı insanlar, Gönül Ocak’ın kitabına sığınmışlar izlenimi veriyor.

Yukarda tıpkı filmdeki gibi karanlık bir dünya anlatılsa da Ocak’ın öykülerinde başka bir nüans da var: Direniş. Karakterler sunulan dünyalara boyun eğmeyip kinetik bir mücadele halindeler.

Dilsizler Çağı’nda Direniş

“Dilsizler Çağı” öyküsünde sessiz bırakılan, susturulan, dili alınan (bize bir yerleri anımsatıyor değil mi?) dünyada, iki sevgilinin direnişi, -aşk belki de en büyük direniştir- görebiliyoruz. Yaya’nın sevgilisi, antik parayı çalmaya çalışırken hem ilişkilerinin hem de öğrendikleri acı gerçeğin peşinde ikileme düşüyor. Öyküde temel mefhum olan direniş, yapmaya karar vermekte güçlük çektikleri davranışı belirliyor. Ve burada dosya açılıyor: Dilsizler Çağının Sonu. Gerçek. Direnişten sonra öykülerde temel olan öge karakterlerin Gerçek’in peşine düşmesi.

Bu öyküde dikkat çeken diğer husus, yazarın karakterlere cinsiyet atfetmemesi. Lezbiyen bir çift mi yoksa heteroseksüel mi? Ne önemi var, herkesin susturulduğu bu dünyada, asıl önemli olan susmamak değil mi?

İçine Bak(a)mamanın Verdiği Acıdan Kaçınanlar

Ocak, öykülerde sadece distopik veyahut bilimkurgu dünyaları sunmuyor. Anları, davranışları, bazen sadece bir güneş ışığını, bir küçük ormanı, sessizliği, ekolojik felaketlerin ortasında ilişkileri, iletişimleri, boşluğu, en önemlisi paragraflara yedirdiği karakter travmalarını gün ışığı gibi ışıldatıyor.

Bu noktada “İçine Bakmak” öyküsüne değinmek istiyorum. Bu öyküde ana karakter eşinin kendisini aldattığından şüphelenen ve duyguların görülmesini sağlayan biyoçip geliştiren bir bilim insanı. Deneği ise eşi. Biyoçipi eşine içirdiğinde ortaya çıkan gerçeğin peşine düşüyor ana karakter ancak yaptığı bir hatanın sonucunda gerçeğin tamamen dağılması kaçınılmaz oluyor. Bu öyküde karakterin annesi ile ilgili iletişimsizliğinin kendisini bu davranışa ittiğini, üvey babasıyla yaşamak zorunda kalmasının belki de orada, derinlerde kurtulamadığı gerçeğin peşine düştüğü için eşini hedef olarak seçtiğini düşündürüyor yazar.

Yaklaşınca elim sonuca da yaklaştığını fark etmeyen ana karakter, travmalarımızın önayak olduğu davranışlarımızı düşündürüyor bize de: Bazen güzellikleri görmek yaklaşmak gerekmiyor demek. ‘‘Black Mirror’’ dizisinin herhangi bir bölümü gibi algılansa da burada daha Freudyen bir açmazla bırakarak izlediğimiz ve unutacağımız bir bölüm olmadığını hatırlatıyor.

Farmakoloji Sızan Öyküler

Gönül Ocak’ın eczacı kimliği, öykülerde bahsedilen dünyalarda, ilaç, üretilen biyoçipler, dilsizleştirilen yapay ilaçlar olarak anahtar kelimelerde kendini gösteriyor. Böylece Nanotsunami, doğrudan farmakolojik bir distopik dünyaya giriyoruz. Alman yazar Juli Zeh’in “Temize Havale” romanında bahsedilen sürekli sağlık diktatörlüğün hüküm sürdüğü dünya gibi burada kısıtlı kullanılan, herkese verilmeyen ilacı yasadışı olarak yeğenine vermeye çalışan bir karakteri izliyoruz örneğin. Kısaca ekolojik yıkımın sonrasında kendilerine yapay sağlık ve yaşam yetiştiren dünya.

Ocak’ın öykülerindeki belirleyici özellik, yukarıda da belirttiğim gibi direniş. Karakterler ise kendilerine verilene boyun eğmeyen, her ne kadar başka gezegenlerde, dünyalarda olsalar da aynı direnişin dayanılmaz hafifliğini bize hatırlatan insanlar. İzdüşümlerimiz. ‘‘Bıçaksırtı’’nın ya da ‘‘Black Mirror’’un karanlık dünyalarına inat, burada karanlık dünyalar da olsa bir güneş ışığı, bir ağaç gölgesi direnişin eşlikçileri.

Algıları Bombalamak

Kitabın son öyküsü, ülkemizde de meşhur olan patlamaların -bomba patlamasının- ardında kalanlarını izliyoruz. İzlemek, öykülerin temel eylemi. Yazar o kadar sinematik evrenler kuruluyor ki karanlık odamızda bir koltuğa gömülüp karşıdaki dünyanın karakterlerine bakıyoruz.

Patlamanın aslı astarı ortaya çıkınca yarı robot olan karakter, diğer öykülerdeki karakterler gibi bir seçim yapma derdine düşüyor. Koskoca gıda krizi ortasında, açlık unutturulmaya çalışılarak bir yerlerde bombaların patlaması tanıdık geldi mi? Öykünün ana karakteri bir noktada “kendi sesinin yankısından başka bir şey duymayan, algısı kapanmış insanlar” dediği halka -istisnasız biçimde bize- selam veriyor.

Kitabın beklentimi karşılamadığı nokta ise sayfalar ilerledikçe bu distopik öykülerde feminizmin, kadınların farklı cinsel yönelimlerinin dünyası olacak mı acaba, sorusuna cevap bulmakta zorluk çekiyor olmamız. Bu kadar iktidar, güç, totaliter, direniş hikayelerinin kadınların direnişine de selam çakması hoş bir sürpriz olabilirdi.

Arka kapak yazısında ‘‘Kendimizi ve dünyayı yeniden sorgulamak için bu benzersiz öykülerde kaybolmaya hazır olun.’’ diye belirtilmiş. Gerçekten de benzersiz ve sinematik bir okuma sunuyor bize Ocak.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir