Çeviri Öykü
Mu’nis Munif al-Razzaz “Nemrud Ağlamaz”
Nemrud’un akrabalarından, arkadaşlarından ve çevresinden onlarca kişi hapishane kapısının önünde toplandı. Uzun tutuklu yıllardan sonra özgür kalmış yüzünü görmeyi bekliyorlar. Cehennem sıcağının altında alınlarından dökülen teri ve gözlerinden dökülen yaşları kurutmakla ilgilenmeden durdular. Yaşlı annesi yorgun kocasının kulağına eğildi, gözlerini hapishanenin kapısından ayırmadan :
-”Yanımda onun için bir güneş gözlüğü getirdim duygulanıp ağlarsa yaşlarını gizleyebilsin diye.” Dedi. Babası kısık bir sesle:
-Nemrud ağlamaz. Lanet gele hala niye salıvermediler onu?
Karısı yüzünü çevirip ,
-Sonuçta o da bir insan.
Babası inatla:
-“Nemrud ağlamaz.” dedi. Yaşlı adam tutamadığı gözyaşlarını elinin tersiyle silerek,
-Ağlamayacaktır. Özellikle de polislerin önünde.
Arkadaşlarından birisi akrabalarına:
-Gözleri annesine ilişir ilişmez gözyaşlarına hâkim olamayacağına bahse girerim.
Akrabası “karısını görmeyene kadar bir damla yaş akıtmayacağına on lirasına bahse girerim.” dedi.
-Annesinde ağlayacaktır.
-Karısında.
-Anlaştık.
Bir cüce aptal bir gülümsemeyle geldi ve cılız sesiyle şöyle dedi:
-Size katılmıyorum. Nemrud hiçbir zaman ağlamaz ama polislerin bir sene evvel atına el koyduklarını öğrenirse kötüleşebilir. Amcası oğlu:
-Ahmak adam! Biz duygulanmaktan, etkilenmekten bahsediyoruz sen ne diyorsun? Cüce :
-Nemrud ağlamaz onu en iyi ben bilirim. Hapishanenin önündeki geniş meydanın başka bir köşesinde birisi nemrudun salıverilmesi konusundaki şüphe ve tedirginliklerini gizlemeden sızlanarak
-Kabadayı ve cesur olduğu doğrudur. Ancak bir o kadar da pervasız ve inatçıdır. Şehre geri dönüşü hiç de istemediğimiz belaların gelmesine sebep olacaktır. Ötekiler parmaklarıyla toprağı eşeler. Susmuşlar. Tedirgin gözlerinin etrafında sinekler dolanır. Birisi “alçak sesiyle aklının geri olduğunu ancak boğa gibi kuvvetli olduğunu söylüyorlar” diye fısıldadı. Güneş tam tepeye yükseldi ve sıcaklığı iki kat arttı. Sinirler durgunluğu kaldıramıyor gırtlakları harekete geçiriyor, oradan buradan mırıldanışlar yükseldi ve sonra yüksek seslere dönüştü.
-Nemrud nerede Nemrud’u salıverin! Hapishane bekçileri homurdanmaya başladılar ve silahlarını gösterdiler ve birden hapishanenin kapısını bir subay açtı esmer yakışıklı ve karizmatik bir bıyığı vardı o küçük topluluğun önünde durdu ve şöyle bağırdı:
-Nemrudun karısı nerede? Nemrud’un babası sinirlenerek ayağa kalktı
-Ne oluyor derdin ne? Subay :
-Sen misin babası? Yaşlı adam övünerek
Evet. Dedi. Subay koca parmaklarıyla bıyığını burarak:
-İyi, rica etsem biraz benimle gelir misin? Yine mırıldanışlar yükselmeye, sövgüler uçuşmaya başladı ve gözleri bir merak sardı.
Yaşlı adam hapishanenin dehlizlerinden yavaş adımlarıyla geçti. Subayın adımlarını takip ederek. Sonra subay birden çekildi ve yaşlı adam bir baktı ki oğlu tam önünde duruyor. Nemrud tam karşısındaydı. Yaşlı adamın gözlerinden çabucak bir damla yaş aktı ve oğlunu kollarının arasına alıp kucakladı. Ardından subayın sesi,
-Hacı Nemrud zindanı terk etmek istemiyor. Babası şaşırdı ve merakla:
-Akıl almaz, mantıksız dedi. Nemrud hareketsiz duruyordu. Bedeninde tek kas bile hareket etmiyordu. Babasına içinde acayip bir alevin tutuştuğu gözleriyle baktı ve derin bir sesle şöyle dedi :
-Mesele duvar. Babası anlayamadı.
-Duvar mı? Nemrud zindanın duvarlarından birine elleriyle dokunarak şöyle dedi.
-Kibrit çöpleriyle bu duvarlara hatıralarımı şiirlerimi isyanımı ve sövgümü yazdım. Babası ürkmüş bir şekilde;
-Herkes seni bekliyor.
-Duvarı da getirmek istiyorum. -Eşin ve annen seni bekliyor.
-Hatıralarımı ve kelimelerimi yok etmek istiyorlar. Subay söze girerek
-Sana söyledim yazdığın her kelimeyi kâğıda dökeceğiz ve en kısa sürede sana vereceğiz. Nemrud kocaman ayaklarıyla zindanın zeminine vurup bağırdı.
-Aslını isterim kopyasını değil. Subay;
-Hapishane duvarlarını yıkmamızı mı istiyorsun? Nemrud köpürdü ve bağırdı.
-Beni bu zindanlara atanlar sizlersiniz sorumlular sizlersiniz kendi en yazımla yazdığım şiirlerimi istiyorum. Babası yalvarırcasına
-“Annen ve karın seni bekliyor” deyince Nemrud kollarını birbirine geçirip çıkmamaya inat etti Subay yanına yaklaşarak omuzunu sıvazladı ve yumuşak bir sesle,
-Peki, peki duvarı söküp bir hafta içerisinde size göndereceğiz ama şimdi hapisten çıkıp sevdiklerine kavuşman gerekir. Yaşlı babası gözlerindeki umut ışığıyla ;
-Bunu yapacağına söz veriyor musun? Subay göz kırptı ve
-Yemin ederim dedi. Yaşlı adam her şeyi anlamıştı üzüntüden başı titremeye başladı kararsız oğlunun kolundan tuttu ve onu teselli ediyordu
-Problem çözüldü şimdi gel gidelim oğlum gel!
Ailesi ve arkadaşları etrafına toplanıp onu öpüyorlar ve ihtimamla karşılıyorlardı ve bu efsanevi kahramanın gözlerinden ne zaman yaşlar damlayacak diye merakla bekliyorlardı. O ise insanlarla sabit, başka bir şeyle meşgul gözlerle kucaklaşıyordu. Babası övünerek şöyle dedi
-Ben size demedim mi oğlum gözyaşlarına asidir zayıf görünmeyi kabul etmez.
Evin avlusunda onlarca arkadaş ve aşiretten akrabalar tebrik için toplanmıştı. Nemrudun hürriyetini kutlamak için zılgıt ve şarkılar yükseldi. Nemrud yılmaz bir kabadayı gibi durdu. İlk defa titreyen parmaklarına bakarak annesinin kulağına eğildi ve eve girip yıkanmak istediğini söyledi. Eve girdi. Banyoya doğru yöneldi. İçeri girdi ve kapıyı dikkatlice kapattı. Kafasını duvara vurup yüzüstü yere kapandı. Yüzünü elleriyle kapattı. İçinde tuttuğu o uzun ağlamaya kendini teslim etti. Onu bekleyen annesi ve karısı gelip banyonun kapısını çaldılar. Nemrud yüzünü ve gözlerini yıkamış bir şekilde o yılmaz ve özgüvenli duruşuyla çıktı. Annesi sezgileriyle oğlunun ağladığını hissedince onu çocukça bir sevinç yatıştırdı ve kendi kendine:
“-Bana özleminden dolayı ağlıyordu.” Dedi. Karısı da aynı şeyi sezince kendi kendine :
“-Sonunda benim için bir damla yaş döktü.” Dedi.
İnsanların arasına dönünce tekrar ıslık çalmalar ve tebriklerle onu karşıladılar. O esnada babası gerinerek hırıltılı bir sesle ;
-Ben size demedim mi Nemrud gözyaşlarına asidir diye. Hele şu dik duruşuna bakın! Oturanlardan birisi yanındakine ;
-İddiayı kaybettik. Gözlerinden tek damla yaş akmadı.
Nemrud meclisinde barış nedir bilmeyen ve hiçbir şiddete boyun eğmeyen bir savaşçı gibi yerini aldı. Ciğerlerini ferah havayla doldurarak derin bir nefes aldı.
Mu’nis Munif al-Razzaz
1951 yılında Ürdün’ün Salt şehrinde doğmuştur. Çok sayıda eseri ölümünden sonra yayımlanmıştır.
*Arapça Aslından Çeviren: Ziyaeddin Boztepeli